İçeriğe geç
53. Bölüm

“Biz Kur’ân’ı Kadir gecesinde indirdik”

Soru: Kadir Sûresi’nde Kur’ân’ın Kadir gecesinde nâzil olduğu buyuruluyor. Fakat biz, Kur’ân’ın âyet âyet nâzil olduğunu biliyoruz. Bu konuyu izah eder misiniz?

Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı Kerim’de Kadir gecesinin yüceliğini şu ifadelerle bildirir: “Biz Kur’ân’ı indirdik Kadir gecesi. Bilir misin nedir o Kadir gecesi? Bin aydan daha hayırlıdır Kadir gecesi! O gece Rabbilerinin izniyle Rûh ve melekler, hususî misyonlarıyla fevç fevç inerler... Artık o gece bir esenliktir ki süregider... Tâ tan yeri ağarıncaya kadar...” (Kadir sûresi, 97/1-5)

Kadir gecesi, atâyâ-i şâhâneden insanlara bol bol bahşişlerin verildiği bir gecedir. Tabir-i diğerle bu gece, Sultan-ı Ezel ve Ebed’in kendine inanan askerlerine ulûfe dağıttığı mübarek bir zaman dilimidir. Bu gecede, inanan insanların liyakatlerine bakılmadan o atmosfer içine giren hemen herkese Cenâb-ı Hak, idraki ve kâmet-i kıymeti nisbetinde bir şeyler lütfeder. Keza o gece Cenâb-ı Hak, mü’minlere Sultan-ı Kâinat olarak muamelede bulunur, mücrimlerin, gedâların, dilencilerin, muhtaçların ruh perişaniyetine ve mâhiyet bozukluklarına bakmaz, Kendi yüceliğine göre atâyâda bulunur.

Müfessirler bu gecede Cenâb-ı Hakk’ın lütuflarının ayrı bir coşkunluk içinde olması hakkında değişik esbap üzerinde durmuşlardır. Bunlardan biri şu şekildedir: Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), ümmetinin ömrünün az olduğundan müteessir olmuş. Eski devirlerde insanlar, uzun yıllar yaşıyor ve o uzun ömürlerini ibadet ü taatle mamur kılıyorlardı. Hâlbuki ümmet-i Muhammed’in ömrü ortalama altmış-yetmiş sene civarındaydı ve dolayısıyla onların yapmış oldukları ibadetleri yapacak ölçüde bir ömür yaşayamıyorlardı. Peki öyleyse ümmet-i Muhammed, eskilerin sevapla doldurup mamur ettikleri o ibadet seviyesini nasıl yakalayacaklardı..?

227